Müge Şenel

17 Nisan 2017 Pazartesi

Archaimbault'tan notlar (2)

Archaimbault odasında attığı anlamsız turlardan birinde, maziye dönmeye hazır ve cesur olduğunu fark etti. Ahşap sandığından unuttuğunu sandığı iç gıcıklayıcı hisleri çıkardı. Sonra bu hisleri oluşturan düşünceleri, bu düşünceleri zihnine yerleştiren olayları ve bu olayların içinde bulunan kişileri hatırlamak mecburiyetinde kaldı. Ağzındaki kekremsi tadı geçirmesi umuduyla bir sürahi kadar su içti. Kekremsi tat geçmedi. Geçmediği gibi, daha da acı bir hale geldi. Ama şikayetçi olmadı, sonuçta maziye dönmeyi kendisi istemişti. Sandığın dibinde iple bağlanmış uzun bir parşömen buldu, oldukça yıpranmış ve o da diğerleri gibi unutulmaya yüz tutmuştu. Zaman hilekardı, bazı şeyleri asla unutturmazdı. İllaki bir yerden çıkarırdı karşısına insanın... Belki bir sandıktan, ıvır zıvırla dolu kutudan, yorgan dolabının arka köşesinden, paltonun iç cebinden, yastık kılıfından... Bir yerden çıkarırdı. Parşömene siyah mürekkepli dolma kalemle kağıdı delercesine bastırılarak yazılmıştı. Hatırladı... Bir dönem hayatındaki en önemli ilkeleri maddeler halinde yazmış ve unutmayacağına dair kendisine söz vermişti. İnsan zihni nankördü ama zaman onun açığını kapatıyor, ayıbını örtüyordu. Maddeleri tekrar tekrar okudu, bir çiviyle kazımak istiyordu aklına. Kendi kendine oluşturduğu felsefenin mihenk taşlarıydı bunlar;

-Meyve yiyeceğin zaman, önceliği portakal ve şeftaliye var. Bu çok önemli! Bunlardan önce diğer meyveleri yersen portakal ve şeftalilerin tadı ekşi olur!

-Küçük Prens'i en az on defa oku. Her okuduğunda daha derine indiğini göreceksin. İçindeki her bir sözü ruhuna işle, özümse, benimse. Mümkünse Küçük Prens'i okumamış, anlamamış, sevmemiş birini sevme.

-Merdivenlerden arada sırada çıkarken dans et, kulağında vals müzikleri olsun.

-Çocuksu yanlarını bastırmış, duygularından kaçan ve çözümsüz katı ilkeleriyle yalnızca mantığına kulak veren insanlardan uzak dur. Onlar değer yargılarını çürümeye terk etmiş, kalplerine giden her türlü yolu tıkamış insanlardır.

-Mucizelere ve sihre inanmayı ihmal etme. Bazı yerler, insanlar, kitaplar, sözler ve müzikler sihirlidir. Mucizeler ise aklının ucundan bile geçmeyen şeylerde gizli olabilir.

-İlk görüşte aşka inanmayanları umursama. Hiç tanımadığın birine aşık olabilir, onu yıllardır tanıyormuş gibi hissedebilirsin. Aşka inancını asla kaybetme. Aşk bu dünyanın en büyük mucizesidir. Eğer aşk sana uğradıysa, şanslısın, birçoğundan farklısın. Aşkına sahip çık.

-Kendi fikrinle örtüşsün örtüşmesin, bütün fikirlere kulak ver. Ortaya çıkacak harmanlanmış yeni fikirlerin önünü açmış olursun. Özgün ve yaratıcı bir hayal gücün varsa, düşüncelerinle her fikri mükemmelliğe taşıyabilirsin.

-Seninle her yere gelebilecek dostlar edin. Dostlarınla hüznü ve mutluluğu paylaşabilirsin; fakat sen biraz daha öteye geçmelisin. Her türlü maceraya beraber atılabileceğin ve içindeki heyecanı paylaşabileceğin dostların olsun. Çünkü maceralar evrendeki tüm duyguları barındırabilir.

-Tesadüflerin aslında tesadüf olmadıklarını bil. Olayları hem tek tek hem de bir bütün olarak gözden geçir. Yapbozun kendisi kadar, onu oluşturan her bir parça hayati önem taşır.

-Az uyu çok çalış diyenlere aldırma... Hiçbir şey uykundan daha değerli değil! Uyuyabiliyorken bol bol uyu... Zaten çalışmaya vakit ayıracağına eminim!

-Keşfettiğin, öğrendiğin şeyleri etrafındakilerle paylaş... Yeni ufuklar açmak için her zaman hazır ol!

-Yazmaktan asla vazgeçme. Hangi koşulda olursan ol, yanında hep küçük bir defter ve kalem olsun.

-Birinin eksiğini, yanlışını gördüğünde düzeltebiliyorsan, tamamlayabiliyorsan yap. Eğer bu mümkün ya da uygun değilse görmezden gel. Sana zarar veriyorsa uzaklaş...

-Kendine anka kuşu şeklinde bir uçurtma yap. Çayırla kaplı bir tepeden koşarak uçur onu. Sonra sen de aç kollarını, rüzgara karşı koş... Sen de uç. O uçurtmayı özgürlüğünün ve küllerinden doğuşunun simgesi yap. Her uçurduğunda bunu hatırla. Anka ol...

-Kendini çokça eleştir dostum, öz eleştiri mühimdir. Mümkünse bir aynaya bak, yüz yüze konuş kendinle...

-Cesur ol... Cesur ol dostum. Yaşamını keşkelerle doldurmamak için, hep yukarı ve ileriye gitmek için... Cesaret büyük kalplerin gizli gücüdür. Güçlü ol!

Tüm bunları düşünürken, bir şeyler hayal ederken, yaparken, yapamazken, koşarken, düşerken, her koşulda sev kendini... Sev dostum!







15 Nisan 2017 Cumartesi

Defigam-1

Gamı defetmek üzere geldim. Kederi yakamdan silkelemek için ağır ağır çıktım merdivenlerden. Canhıraş bağırasım var, omuzlarım çökmek üzere. Tüm bu karmaşa yerle yeksan edecek beni, az kaldı. Binbir zorlukla çıktığım bu basamaklardan gerisin geri düşersem, her şey mahvolacak...

Dedim ben sana, hem de defalarca... Ağzı mühürleyen şeyler vardır, yeri gelir yüreğini de mühürler. Bilinmese de anlaşılması zorunludur. Sarılmaya, sarmalanmaya en çok ihtiyaç duyulduğunda, yakınlıkların uzaktan el salladığı, mesafenin fersah fersah açıldığı anlar vardır, aciliyet sırasında sonlarda da olunsa, derhal müdahale edilmelidir.

Bak yine söylüyorum can dostum, kabullen! Ya kabullen, ya üzül. Seçim senin... Sendeki hissikablelvuku, fikirlerini etkiliyor, ardından da eylemlerini yönlendiriyor. Evet hissediyorsun, anlıyorsun, fark ediyorsun... Yapıyorsun bunları da, senin fikirlerin onların fikirlerini etkileyecek, senin eylemlerin onların eylemlerini yönlendirecek diye bir kaide yok ki... Keşke insanlığın etki-tepki yasası düşündüğün gibi işleseydi. Her şey ne kadar da güzel olurdu. Etkine karşılık beklediğin tepkiyi bulduğun an, sakın ikinci defa düşünme! Tut ve bırakma onu.

Kederi üzerinden atmak için gözlerini çıkarasıya ovmuşsun. Giysilerini parçalayasıya yıkamışsın. Ruhunu söndüresiye sıkmışsın. Yapma can dostum, mahvetme kendini. Kıymetini bil... Yersiz gamı defet de, kederin bir miktarı kalsın, dert değil. O da lazım... Sevginin olduğu yerde keder de olur, biliyorsun. Fazla sevginin, fazla engel teşkil ettiğini düşünen varsa, elinden bir şey gelmez. Bildiğin tüm yollarla engelleri kaldırdığını apaçık göstermişsen üstelik... Sevgiden sıkılan, şımaran her kim varsa bırak onları, her şey olağanüstü olacak...