Müge Şenel

31 Mart 2017 Cuma

Kendimden öteye mektup

    Beriden salıyorum güvercini, ötede yakalayana selam olsun. Sevgili mektup arkadaşım,

    Bakıyorum da, aylar hatır gönül dinlemeden geçip gitmiş. Yazma sıklığım nispeten azalmış olabilir. Söyleyeceklerim tükenmiş olamaz ya... Ufak çapta bir akıl tutulmasıyla bomboş bakıyorum kağıda. Yarıçapını hesaplıyorum alelacele aklımdaki tutulmanın. Neyime yarayacaksa? Sözcüklerin sistematik hatalarını düşünerek yazmaya başlıyorum. Ne çok kavga ettim kendimle yazmayınca bir bilseniz. Yazmayınca diyorum, yazamayınca değil. Yazamadığımı nerden çıkardınız. Düpedüz yazmıyorum işte... Marifetmiş gibi söylüyorum üstelik. Yarıçapı kullanacağım bir dakika... İllaki bir alan hesaplarız, olmadı hacim hesabına da gireriz. Ne kadar yer kaplıyoruz birbirimizin hayatında, dostluğumuzun hacmi nedir, bir bilelim değil mi? Ona göre davranalım. Bak sağ elim titriyor yine. Namussuz, bırakmıyor ki şöyle ağız tadıyla bir yazayım! Hah, hacim demiştim en son. Sevgimizin hacmi nedir? Sığar mı kalbimize usturupluca? Dolsun taşsın diyorsun, iyi diyorsun da, sen daha elindekiyle yetinemiyorsun. Bak nasıl tartışıyoruz devamlı, nasıl yiyoruz birbirimizi...

    Omuz dediniz, gel yaslan, ağla... Diz dediniz, diz dize oturalım, konuşalım dediniz. Ne hikmetse ne zaman arasak ulaşamıyoruz sizlere, ey omuz ve diz sahibi yüce dostlar, arkadaşlar, tanıdıklar ve daha niceleri... Niceliğiniz pek çok da, niteliğiniz barajın altında kalıyor.  Ağla ağla ağla... Taşıyor sular, yıkılıyor baraj. Nereye kadar? Ağlayışlarımıza da alışırsınız. Diğer şeylere alıştığınız gibi. Çabucak yitirir tesirini, sıradanlaşır, günlük bir etkinlik, rutin haline geliverir. Gül gül gül, çatlayana kadar gül! Birazcık soluklanıp düşüneyim deme sakın. Çok düşünürsen kafayı yermişsin. Kafayı yiyeceğine otur doğru dürüst yemek ye! Abuk subuk besleniyorsun zaten... Midenin hacmini iyi hesaplayamamışsın. Neyine yarasın o yediğin bir avuç şey. En iyisi şu sözcüklerin aklımda kapladığı alanı hesaplayayım. Aklımın kafamdaki hacmini de buldum mu tamamdır! Akıl tutulmasının kaynağı neymiş anlarım. Niye kaçınıyormuş yazmaktan sorarım ben ona! Bre gafil! Derim, çekerim kulağını. Sen kim oluyorsun da yazma emrini vermiyorsun? Sus! Konuşma... Konuşturtmam, tıkarım ağzına lafları... Hah şöyle... Bir hesaplarım alanını, hacmini, öyle kalırsın ortada işte...

    Ben tek bir damla gözyaşının kıymetini göz pınarında gördüğüm an değil, daha aklında belirmeden, gözünde akacağının habercisi olan kederi ya da sevinci görmeden anlarım! Öyle sessizce, bir anda akar bazen, bilirim, bilirim de, elimden bir şey gelmez. İçinden geçenleri tahmin etmeye yaklaşamam bile... Sormak ayıbıma gider ya da çekinirim o anlarda... Anlamamış, fark edememiş olmak üzer, birkaç özür mırıldanır susarım. Bilirim, en çok da o susuşlar yaralar. Kendin bile zar zor karşılık bulurken iç sesine, ben dile getireyim, sesin olayım, sesine sarılayım, yarana tuz basmadan gözyaşların, sileyim istersin onları. Sarılsam geçer mi? Deyişim ondandır. Bilirim, geçmediği anlar da olur. Geçmesini ümit ederek sarılırım her seferinde. Bil ki, gözyaşlarının hacmini katsaydım hesaba, bir avucumu kapladıkları an kahrolurdum. Kaç avuç ağladığını sakın söyleme... O zaman bu alan ikimize de yetmez. Önce nefesimiz, sonra yüreğimiz daralır. Yalvarırım gül, gül ki genişleteyim bahçelerini. En sevdiğin çiçeklerden, ağaçlardan dikeyim oraya... Ağaç gölge yapana dek büyüsün, büyüyelim biz de onunla beraber. Uzanalım altına, gölgenin kapladığı alana, gölgenin içindeki hacmimize bakıp gülümseyelim. Gülüşümüz tüm yüzümüzü kaplasın, kaplasın ki, mutluluğumuz hiçbir kalıba sığmasın. Kalıbımızın hacmi hesaplanamasın. Sınırsız ve sonsuz olalım. Aklım tutulacaksa da, sana bakarken tutulsun. Dilim tutulsun mesela, sırf sana yakışacak kelimeleri dile getiremediği için tutulsun bir anlık. Yüreğim tutulsun, aşka tutulsun ama... Tutulalım ve tutunalım birbirimize. O zaman hep yazarım, yazma emrini beklemem aklımın, aklımı yok sayar, kalbimi devreye sokarım. Bilirim ki, aklım kalbimi değil, kalbim aklımı kavrar. Kalbimin bedenimde kapladığı alan üç aşağı beş yukarı aynıdır diğerleriyle... Ama hacmi, işte onu bir ben bilirim, eşi benzeri yoktur; bazen içine kapanır avuca sığar, bazen de evrene tepeden bakar, her yeri kaplar.

     Söyleyeceklerim bitmedi, bitemez. Açığa çıkacağı anları beklerim hasretle... Kağıda döker, göğe dikerim gözlerimi minnetle... Yük bindirdiysem sana affola, sitemim sana değil, diğer ötedekilere... Sen başkasın. Sen, bensin. Şükür kavuşturana, şükür yazdırana...

Yüreğinden öperim,
Selamımı alıp güvercinimi geri göndermeyene aşk olsun!