Müge Şenel

21 Temmuz 2016 Perşembe

Archaimbault'tan notlar (1)

Archaimbault o sabah insanlığa karşı umutlarının yok olmaya başladığını ve yaşadığı hayal kırıklığının sol kaburgasındaki sancıyı artırdığını fark etti. Dar görüşlü kimselerin varlığı yüzünden kalbi göğüs kafesinde sıkışıyor, düşündüklerini paylaşacak birini bulamadığı için nefes alamıyordu. Archaimbault yaşadığı çağın kronik hastalığına yakalanmıştı. Ama bunu talihsizlik olarak görmüyor, tam tersine bir lütuf olduğunu düşünüyordu. Yalnızlık hastalığına küçük yaşta yakalanmıştı. Ölene dek bu hastalıkla yaşayacaktı. Uzandığı yataktan odasının tavanının sol köşesinden yerdeki tahta döşemeye kadar ağ örmüş örümceği izlerken zihni şu cümleleri bir araya getiriyordu:

Yalanlarını örtbas edip iyi niyet adı altında davranışlarına kılıf uyduran, yaptıklarının olduğu gibi kabul edilmesini ve sorgulanmamasını isteyen, manipülatif söylemleriyle devamlı çevresini kontrol etmeye çalışan, birçok hijyen koşulunu yalapşap yerine getirmesine rağmen diş macunu tüpünün etrafını temizleyince titiz ve düzenli olduğunu zanneden, hemen hemen her konu hakkında bilgisi olan, kendisi daha önce aynı şeyleri yapmasına rağmen geçmişin herkesçe unutulduğunu varsayarak aynı davranışta bulunanları ayıplayıp ahkam kesen, pislediği tuvalet altın kaplama olunca dışkısını kutsal sanan, salağa yatınca kimsenin yüzüne gerçekleri vurmayacağını düşünen ve burnunun ucundakini görememesine rağmen başkalarının zekasını küçümseyerek, diğer fikirleri hor gören, gereksiz ve ukalaca atıflarda bulunan insanların olduğu yerden geliyorum. Soruyorum size, ayrıcalıklı olduğunuzu düşündüren şey tam olarak nedir? Para mı? Paranın getirdiği ün ve güç mü? Statü üstünlüğü fikriyle kendinizden alt konumda gördüğünüz kişilere karşı istediğinizi yaptırma özgürlüğünü elde ettiğinizi sanmanız mı? Objeler üzerine sabitlenmiş imgesel algının yarattığı empati yoksunu yüceltme eyleminden rahatça ve yüzsüzce faydalanmanız mı? Bu salt gerçeklerin böyle tasvir edilmiş olması sizlere elbette rahatsızlık verecektir, çünkü kendini aşağılamaya ve ötekileştirmeye mahkum etmiş büyük bir çoğunluğun varlığı, zenginliğe duyulan budalaca hayranlık, bastırılmış kıskançlık duygularının abartılı övgüler halinde açığa çıkışı gibi pek çok durumla avutuluyordunuz. Artık öyle olmayacak. Ölene dek elimden geldiğince tüm gerçekleri yüzünüze söylemekten kaçınmayacağım. Ben Archaimbault, sizin gibi vicdanları yosun bağlamış çirkin insanların aslında ne kadar bedbaht halde olduklarını anlatacağım. Eğer ne demek istediğimi anlayamıyorsanız, lütfen sözlerimi didiklemekten kaçının. Bunlar sıradan beylik laflar olmaktan çok uzak, kıymetli ve aydınlatıcı idealardır. Açıkça ortaya koyduklarımın yanında, belirli bir kitleye hitaben gizlediklerim de vardır. Biraz bile olsa kendinizi ve etrafınızı sayemde süzgeçten geçirebilirseniz ne ala...

Archaimbault o anda hitabetini duvarlara ve bir örümceğe karşı yapmış olsa dahi; gözlem ve deneyimlerinin ışığında kendi felsefesi için önemli adımlar atmaya ve çıkacağı bu uzun yolculukta edineceği yoldaşları hayal ederek unutulmaz bir kitap yazmaya başlamıştı.

6 Temmuz 2016 Çarşamba

Kimse bilmez

   Her yolculuktan önce seni hatırlamaya yeminli gibiyim çocuk.

   Gündüzleri oyalıyorum kendimi de, gece oldu mu başa çıkamıyorum. İhtimaller dahilinde düşünmekten bıktım. Karşıma çıkacaklara kendimi hazırlamaya başladığımı fark ediyorum. Evet, kendimi kandırmakta da ustalaştım çocuk.

   Sevmiyorum, sevemem, sevmeyeceğim kelimelerini tekrarlarken yakaladım zihnimi. Ezberlediğim bir kaydı başa sarıp sarıp dinliyorum. Ne yaptığın, ne dediğin umrumda değil. Olsan da, olmasan da bir şey değişmeyecek. Neden biliyor musun? Yalnızlığa çok alıştım çocuk. Beni sen bile çekip çıkaramazsın bu yalnızlığın içinden.

   Kimse bilmez... Kimse bilemez çocuk. Yola çıkıyorum sabah. Her detayda seni göreceğim. Ağaçların, bulutların, binaların, insanların içinde yalnız seni arayacağım. Bu da benim lanetim...



"Bulut geçti, gözyaşları kaldı çimende

Bu yıldızlı gökler ne zaman başladı dönmeye?

Kimse bilmez, kimse bilmez..."


Kimse bilmez...Yüzü, ruhu, bedeni... Hatta silueti bile olmayan aşkları...

1 Temmuz 2016 Cuma

Matem-9

Matemim sensizliğe, sessizliğe, bu bitmek bilmeyen sevgisizliğe... Bir aşkın daha kollarımda ölüşüne ağlıyorum. Bugün her şeyde, her yerde ve herkeste matem havası var. Gecenin siyahı gündüze gölge düşürmüş. Hayallerim, rüyalarım, yalnızlığım, yazdıklarım... Hepsi siyah.
Anlatmak için yazdım affet.
Okuduğundan emin olmak için neden diye sorma cüretinde bulundum affet.
Affetmeyişin umursamayışındı. Sessizliğin anlamayışındı. Biliyorum.
Sınırlarının boynuma geçirdiği ipi gevşetmeye çalışıyorum.
Öfkenin savurduğu tekmeyle kayıyor sandalye altımdan.
Kollarımda boylu boyunca uzanan aşka iyi bak, nefes alamıyor artık.
Kalbi, boynu, ruhu... Tüm varlığı kırıldı.
Kırıldım, kırıldım diyemedim. Aklımdan geçenleri sözlerime dökemedim. Yapamam. Dilsiz, sağır ve kör bir kalbe karşı kabiliyetlerimi kullanamam. Hiçbir şey için olmasa da, yalnız bunun için affet. Yalnız bunu umursa.
Matemim yalnızlığa... Seninle uzun soluklu yürüyüşler yapamayışıma... Rüzgarlı akşamlarda sana sarılamayışıma... Aşksızlığa...