Müge Şenel

14 Haziran 2016 Salı

Matem-8

Arka planda çalan müziğe kulak ver... 
Arkandaki duvarda gezinen gölgelere bak... 
Arka masanda oturan kadının penceredeki yansımasını aklında tut...
Arka arkaya sıralanmış kitapların oluşturduğu anlamlı diziyi ezberle...
Ön belleğinde cümle biriktir...
Önündeki bardağın etrafında parmağını gezdir...
Önyargını çıkarıp askıya as...
Önsözünü dikkatle oku eline aldığın derginin...

Arkası gelmez sandığın duyguları ötelemeye çalışma, önemsiz bulduğun detaylar karşına birden çıkar unutma...

Birbirinin tekrarı niteliğindeki insanları dikkate alma...
Farklı hissettiğin yerin farkına var...
Farkları düşünürken topladıklarını yabana atma...
Karşındakini değil, kendini sına...
Kelimelere dökemediklerini bakışlarınla anlat, ağzın susarsa, yüreğin konuşsun...
Ruhunu kavrayanlarla muhabbet et...

Muhalif fikirlerini uyumluluk kalıbına sıkıştırma...
Keşke deme ama, belki de... Keşke pişmanlığın, belki umudun yuvasıdır...
Kırgınlıkların üstüne çatı kurma, bir kuş ol göç seni üzenlerden uzağa...

Kuş ol, özgür ol... 

2 Haziran 2016 Perşembe

Matem-7

Böyle nasıl da moralim bozuk biliyor musun? Bugünüm başladıktan kısa bir süre sonra, ne olur görmeyeyim, lütfen karşıma çıkmasın diye yalvarırken buldum kendimi... Bu yalvarışın ardında iflah olmaz hislerim ve içimde varlığını hissetme yetisine sahip hassas bir ruh vardı. Bugün bir an bile olsa yanılmak istedim. Olmadı, gördüm seni, görmemiş gibi yapmaya mecbur kalarak, bakışlarımızın karşılaşmasını yasaklayarak yürüdüm yolda... Sanki sen orada oturmuyormuşsun, ben de sıradan bir günün bunaltıcı sıcağında aylak aylak geziyormuşum gibi... Ah! Ne acı, ne acı yazabildiğin için insanların sana inanmaması... Sözleri öylece uydurabileceğine olan kör inançları! Ah! Ne acı, hissetmek bu acıyı... Güvensizlik ve dışavurumcu şüphenin tesiri altına girerek, kendilerini sevgiden uzaklaştırmaları... Ah! Ne acı, aşktan uzak duruşları... Kalplerinin kapılarını sıkıca kapayarak, hissizliğe alışmaları...

İşte böyle nasıl da canım sıkkın biliyor musun? Anlıyorum ama anlamak istemiyorum, biliyorum ama bilmek istemiyorum. Bir dostumun da dediği gibi, "Açın kalbinizi, sevin!" diye haykırmak istiyorum, yakarışlarımı herkes duysun, herkes tatsın istiyorum koşulsuz aşkı... Yapamadım, uzaktan bile seyretmeye korktum seni... Unutmak ihanet, hatırlamak intihar... Sanki sevmek yasakmış gibi...

Aşk bir piç kurusu gibi artık. Sokağın ücra köşesine fırlatılmış, çöplerin arasından ayıkladığı artıklarla hayatta kalan, sevginin ucuz bir taklidi... Bugün merhamet edilse, yarın herkesi soyacak riyakar bir dilenci... Aşağılanmaya ve bir boktan anlamayan şerefsizlerin rakı masalarına meze olmaya mahkum...

Anlamıyorsanız ağzınıza almayın aşkın adını... Kirletmeyin o gıcırdayan pis dişlerinizin arasında... Ne aşkı ne sevgiyi; ne birini ne birlikteliklerini kavrayabiliyorsunuz. En başında da dediğim gibi, yazabildiğim için, yazabildiğimiz için inanmıyorsunuz. Aşk ve sevgi üzerine yazılmış onlarca kitabı okuyup da anlamadığınız, inanmadığınız gibi. Yazı dokunamıyorken, söz nasıl duyursun sesini yüreğinize?