Müge Şenel

23 Mayıs 2016 Pazartesi

Sevme!

Haykırsaydık sevme! diye
bir yararı olur muydu?
yoksa hepimiz zarara mı uğrardık?
Gördün mü?
-kimse umursamadı bakışlarının sıcaklığını
                                 dokunmadan bağlanışını
                                 derin düşlerini

Boşlukta yankılanıp duvarlara çarptı aşk
paramparça olup dağıldı sokaklarda...
şimşekler çaktı çaresizliğimizi serdiğimiz kaldırımlarda
yıldırımlar düştü kuytu köşelerimize
Taşlaşan kalpler yağdı gökten,
acımasızca kanattı duygularımızı...
-ve ağladık gecelerce
                   sevme! diyemedik
                   kim olduğunu bile bile
                                                       bile isteye

Sevme! Yalvarırım... Sevme!
sınırlar çizecekler bedenlerimize
sınır dışı edilecek ruhlarımız...
Duydun mu?
-kimse anlamadı sözlerinin aslını
                            hiç tatmamışlar aşkı
                            orada yalnız öfke vardı

Sevme! Gelmeyecek...
              tükeneceğiz
              bekleye bekleye
                 

20 Mayıs 2016 Cuma

Saman Kağıt

     İsmi lazım olmayan yazarın ismi lazım olmayan kitabının bilmem kaçıncı sayfasıyım ben... Hani şu hevesle başlayıp bir çırpıda okumayı umduğunuz kitap. Daha yarısına gelmeden aşmayı zorlandığınız o sayfayım. Kelimelerde göz gezdirip hiçbirini anlamadığınız anları seyrettim. Belki aklınız başka yerdeydi, belki de aslında okumak için gelmemiştiniz. Sayfanın sonuna gelip hiçbir şey anlamadığınızı fark edip yüzlerce kez başa döndünüz. Takılıp kalmaktan bir hayli mutsuz olsanız da gamsızlığınız ağır bastı hep... "Zaten meşgul olmam gereken başka işler var." savunmasını savurup kapattınız kitabı. Çantanıza atıp gittiğiniz her yerde yanınızda taşısanız da yüzüne bakmadınız. İsmi lazım olmayan yazarın ismi lazım olmayan kitabının kapağına bakmayanlar bilmem kaçıncı sayfasına neden baksın? Siz de haklısınız. İşleriniz daha mühim... Siz ve o büyük işleriniz...

     Ben bir saman kağıdım. Kelimelerin dokunuşuyla kıymete binen, sayısız tekrarlarla değersizleştirilen, fevri hareketlerle buruşturulup atılan, kolayca yırtılan, ıslanan ve yanan bir saman kağıt... Ulu bir ağacın ilk göz ağrısı, son nefesi... Kimine sihirli, kimine zehir zemberek sözler saçan... Bazen bağırırım ama öfkem hammaddemin alevi gibi çabucak sönüverir. Bazen de susarım... Öyle bir susarım ki... Suskunluğum uzun solukludur. Nefes bile almadan susarım... Sustuğum zamanlarda konuşmamı istersiniz. Gerçekten dinlemeseniz de... Ben de gerçekten konuşmak istemediğim zamanlarda gevelerim. O yüzdendir anlamayıp sürekli başa dönüşünüz... Geçemediğiniz sınır, bilmem kaçıncı sayfanın kısır döngüsüne kapılmış kelimeleriyse, hak etmiyorsunuz demektir. Hakkıyla okuyup anlayan açılır keşfedilmemiş ufuklara...

     Kitap vardır, yüzlerce sayfasıyla bile çelemez aklı, inemez kalbe. Kitap vardır, her bir sayfası kalıcı etkiler bırakır, sonsuza kadar yer eder hem akılda hem kalpte... İsmi lazım olmayan yazarın ismi lazım olmayan kitabının bilmem kaçıncı sayfasında bir söz vardı; "Büyük bir sevginin göstergesi olan binlerce ayrıntıyı ıskaladım." Hemen aştım sayfayı, ayrıntılardaki coşku dolu gizleri kaçırmamak için... Düşünün, siz neleri ıskaladınız, kimleri kaçırdınız? Radyoda sesini kıstığınız müzikte, geçerken uğradığınız dükkanda, yürüdüğünüz yolun kenarında, yere bakarken gökte, göğe bakarken yerde, gözlerinizi kapadığınızda, kulaklarınızı tıkadığınızda, yarım bıraktığınız kitapta... Düşünün...

     Ben bir saman kağıdım, okunması gereken bir sayfa, akıldan kalbe inen tesirli bir parça...

7 Mayıs 2016 Cumartesi

Matem-6

"yüzüme bir daha asla gülmeyeceğini bildiğim sevgiliye..."

Bilmiyordu bir gülüşünün neleri değiştirdiğini bende... Ruhumdaki sonbahar yaprakları uçuşurken, yüreğimin orta yerindeki ağaçta bahar çiçekleri açıyordu her görüşümde. Gözlerime çökmeye çalışan karanlığı delerek aydınlığa boğuyordu yüzümü ışığı. Ben, ben olmaktan çıkarken ben oluyordum. Kendimi, aşkımı buluyordum her seferinde. Nasıl bu kadar tesirliydi sağ yanağındaki gamze? Nasıl da sarılma hissi uyandırıyordu hemencecik. Mesafelerin çokluğunu bile bile... Uzansan da erişemeyeceğin yerlerde. Olsun diyordu aklım, olsun. Uzaktan da olsa göreyim yeter. Görmesem, hissetsem de olur varlığını. Bu kadar yüce bir duygu nasıl kabulleniyordu olanları? Bir şeylerle yetinecek duruma nasıl geliyordu? Kokunu duyamayacaksam ne anlamı vardı gecenin bir yarısı bulunduğun yerin etrafında dolaşmanın? Ne anlamı vardı kaldırıma oturup beklerken ağlamanın... Yarına çıkmayı umarak, tekrar görme arzusuyla yanıp tutuşan gönlümün amansız heyecanını bastıramıyorum. Pişmanlığa kapımı kapatalı çok oldu... Yüzüme bir daha asla gülmeyeceğini bildiğim sevgiliye yazıyorum. Daha önce yazdıklarımı yüreğimde taşıyarak, yaradılışımın temeli olan sevgiye dayanarak... Teşekkür ederim, çünkü gülüşün çok şeyi değiştirdi. Artık gülmesen de o son gülüşün kaldı aklımda... Teşekkür ederim...